Kolay Gelen Yöntemin Aldatıcılığı: Öğrenirken Zorlanmak Neden İyidir?
Çalışırken hissedilen rahatlık neden yanıltır, aşinalık ile bilgi arasındaki fark nedir? Hatırlamayı zorlaştırarak kalıcılığı artıran pratik çalışma yöntemleri.
Nehir Koral 4 dk okuma
Bir konuyu çalışırken kendinizi iyi hissettiğiniz anlar vardır: metin akıcı ilerler, her cümle tanıdık gelir, konu oturmuş gibi görünür. Sonra sınav, sunum ya da gerçek kullanım anı gelir ve o kadar net görünen bilgi bir türlü çıkmaz. Bu, dikkatsizlikten değil, öğrenme sırasında hissedilen rahatlığın yanıltıcı olmasından kaynaklanır. Kolay gelen yöntemler genellikle en az öğreten yöntemlerdir.
Rahatlık Neden Yanıltır?
Bir metni tekrar tekrar okumak, altını çizmek ya da notları düzenli biçimde yeniden yazmak, konuya aşinalık kazandırır. Aşinalık ise kolayca bilgi sanılır. İkisi arasındaki fark şudur: aşinalık, bir şeyi gördüğünüzde tanımaktır. Bilgi ise, o şey ortada yokken kendi başınıza üretebilmektir.
Sınav ya da gerçek hayat, tanımayı değil üretmeyi ister. Bu yüzden çalışırken hissedilen rahatlık, performansı öngörmekte oldukça kötü bir ölçüdür. Hatta çoğu durumda ters yönde çalışır: çalışma sırasında ne kadar zorlanıldıysa, kalıcılık o kadar yüksektir.
En Yaygın Yanıltıcı Yöntemler
- Tekrar tekrar okumak: İkinci okumada metin çok daha akıcı gelir. Bu akıcılık, öğrenmenin değil tanımanın işaretidir.
- Altını çizmek: İşaretleme yapmak, karar verme yükünü hafifletir ama bilgiyi üretme çabası içermez.
- Notları temize çekmek: Düzenli bir defter üretmek tatmin edicidir; ancak yazılan şey zihinden değil kaynaktan aktarılıyorsa öğrenme çok azdır.
- Aynı konuyu üst üste çalışmak: Tek oturumda uzun süre aynı başlıkta kalmak, kısa vadede güçlü bir hâkimiyet hissi verir; birkaç gün sonra bu his hızla kaybolur.
Zorluğun İşe Yarayan Türü
Her zorluk faydalı değildir. Kötü yazılmış bir metni anlamaya çalışmak ya da eksik bilgiyle boğuşmak yalnızca zaman kaybettirir. Faydalı olan zorluk, bilginin zihinden geri çağrılmasını gerektiren zorluktur.
Bunun en bilinen biçimi, okumak yerine hatırlamaya çalışmaktır. Kaynağı kapatıp konuyu kendi kendine anlatmak, ilk anda çok daha zahmetli gelir ve kişi kendini başarısız hisseder. Oysa bu çaba, bilgiyi çok daha sağlam biçimde yerleştirir. Nitekim öğrenmeyi tekrar okumanın değil hatırlamaya çalışmanın sağladığı ele alındığında, zorlanmanın maliyet değil yatırım olduğu görülür.
Zorluğu Doğru Ayarlamak
- Çok kolaysa: Bilgi zaten hazırdır, çaba harcanmaz, kalıcılık düşüktür.
- Çok zorsa: Hiçbir şey hatırlanamaz, kişi vazgeçer ve öğrenme durur.
- Doğru ayarda: Hatırlamak çaba ister ama mümkündür. En verimli bölge burasıdır.
Pratikte bu ayar, ipucu miktarıyla yapılır. Hiç hatırlanamıyorsa küçük bir ipucu vermek, çok kolay hatırlanıyorsa ipuçlarını kaldırmak yeterlidir.
Uygulanabilir Yöntemler
Zorluğu bilinçli olarak devreye sokmanın pratik yolları vardır ve hiçbiri fazladan malzeme gerektirmez:
- Kapat ve anlat. Bir bölümü okuduktan sonra kaynağı kapatıp aklınızda kalanları sesli olarak anlatın. Eksikler hemen görünür hale gelir.
- Kendinize soru üretin. Okurken not almak yerine, o bölümün cevaplayabileceği soruları yazın. Sonra bu soruları kaynak olmadan cevaplayın.
- Aralık bırakın. Aynı konuyu tek oturumda tekrarlamak yerine günlere yayın. Araya giren unutma, tekrar hatırlamayı zorlaştırır ve tam bu yüzden işe yarar.
- Konuları karıştırın. Tek bir tür problemi arka arkaya çözmek kolaydır ama yanıltıcıdır. Farklı türleri karıştırmak, hangi yöntemin ne zaman kullanılacağını da öğretir.
- Örnek üretin. Okuduğunuz kuralı kendi hayatınızdan bir örnekle eşleştirmek, bilgiyi kullanılabilir hale getirir.
- Hatalarla çalışın. Yanlış yapılan yerler en verimli çalışma alanıdır; doğru bilinen kısımları tekrarlamak zaman tüketir.
Hata Yapmanın Rolü
Bir soruyu cevaplamaya çalışıp yanılmak, doğrudan doğru cevabı okumaktan daha öğreticidir. Yanlış deneme, zihinde bir boşluk açar ve doğru bilgi bu boşluğa çok daha güçlü yerleşir. Bu yüzden "önce öğrenip sonra deneyeyim" yaklaşımı, çoğu durumda "önce deneyip sonra öğreneyim" yaklaşımından daha yavaştır.
Bunun kabul edilmesini zorlaştıran şey, hata yapmanın rahatsız edici olmasıdır. Kendini yetersiz hissetmek istemeyen kişi, hiç hata yapmayacağı yöntemleri seçer ve farkında olmadan en az öğreten yolu tercih eder.
İlerlemeyi Doğru Ölçmek
Çalışma sırasında hissedilen rahatlık iyi bir gösterge olmadığına göre, ilerleme nasıl ölçülür? Cevap basittir: kaynağa bakmadan yapılabilenlerle.
- Konuyu bir başkasına, notlara bakmadan anlatabiliyor musunuz?
- Karşınıza yeni bir örnek çıktığında uygulayabiliyor musunuz?
- Bir hafta sonra aynı şeyi hâlâ hatırlıyor musunuz?
- Konunun sınırlarını, yani nerede geçerli olmadığını söyleyebiliyor musunuz?
Bu soruların cevabı evetse öğrenme gerçekleşmiştir. Aksi halde, ne kadar süre çalışılmış olursa olsun elde edilen şey büyük ölçüde aşinalıktır.
Çalışırken hissedilen kolaylık, öğrenmenin değil çoğu zaman öğrenememenin işaretidir.
Beceri Öğrenmede de Aynı İlke
Bu ilke yalnızca metin çalışmakla sınırlı değildir. Bir aleti çalmak, bir dil öğrenmek ya da bir işi ustalaşarak yapmak da aynı mantıkla ilerler. Zaten yapılabilen kısımları tekrarlamak keyiflidir ama gelişim üretmez. İlerleme, aksayan noktaya odaklanıldığında gelir.
Bu yüzden ustalaşmak isteyen kişilerin ortak davranışı şudur: rahat yapabildikleri bölümü kısa tutup, zorlandıkları bölüme orantısız zaman ayırmak. Bu, keyifli bir çalışma biçimi değildir; ama fark yaratan tam olarak budur.
Sabrın Payı
Zorlanarak öğrenmenin en büyük engeli, kısa vadede daha kötü sonuç veriyormuş gibi görünmesidir. Kaynağı kapatıp hatırlamaya çalışan kişi, ilk günlerde tekrar tekrar okuyan kişiden daha az şey biliyormuş gibi hisseder. Fark, birkaç hafta sonra ortaya çıkar.
Bu gecikme, pek çok kişinin işe yarayan yöntemi bırakıp rahat olana dönmesine yol açar. Bu nedenle yöntemi değiştirirken kendinize yeterli süre tanımak gerekir: en az birkaç hafta. Öğrenmede sabır, ek bir erdem değil; yöntemin işe yarayıp yaramadığını görebilmenin ön koşuludur.